EN TEPEYE

Yeniköy Caz Günleri

Belki Birlikte Şarkı Söyleriz

Gözde Sivişoğlu / 10.04.20 

 

BELKİ BİRLİKTE ŞARKI SÖYLERİZ. 

 

Kaç kişi mahallede oturuyor? Elleri görelim!

 

Ben! Mahalle kültürüyle büyüyen ve hayatında hâlâ bu samimi ortamı bulabilen şanslı İstanbullulardanım. 

Mahallemde içkimi içebiliyor, pazar sabahları enfes kahvaltı sofralarında mahalle arkadaşlarımla bir araya gelebiliyorum. 

Mahalle bakkallarından ve marketlerinden alışveriş yapabiliyor ve köpeğimi mahalledeki veterinere emanet edebiliyorum. Parkta yürürken Ayşe’yi, Mehmet’i ve köpekleri Tarçın’ı görüp selamlaşabiliyorum. 

Tüm bunların bana verdiği zevke ve mutluluk hissine özlemimi, bu yazıyı yazarken fark ediyorum. Malum COVID-19 nedeniyle yaklaşık bir aydır evdeyiz ve yaşamlarımızı evde kalarak devam ettirmeye çalışıyoruz. 

 

Evde oturmak zorunda kalmadığımız bir senaryoda Nisan’da birçok festival ve etkinlik bizi bekliyordu. Herkes baharı iple çekiyordu. Umuyorum, en kısa zamanda o günlere sağlıkla ulaşacağız. İşte bu etkinliklerden biri de Yeniköy Caz Günleri’ydi. İçeriğini ve programını duyduğum anda heyecanlandığım bir girişim oldu ve hemen ekiple görüştüm.  Ziyaret ve küçük bir toplantı için Yeniköy Kitapçısı’na girdiğimde, çayımı içerken ev ilanlarına bakmaya başlamıştım bile. Etrafa haber salmıştım. “Burada, evet burada ev arıyorum!” 

 

Yeniköy Caz Günleri giderek bireyselleştiğimiz veya içimize kapandığımız günlere iyi gelecekti. Giderek müzik dinlemeyi hatta konser izlemeyi bile masa başından yapmaya başladığınız son yıllarda dışarıya çıkma sebebimiz olacaktı. 

Gündem nedeniyle şu an daha çok bireysel gibi gözüksek de aslında yaklaşık 5-10 yıldır oldukça bireyselleşmeye başlayan bir dünya ile karşı karşıya gelmiştik. Bireyselleşmek aslında çok yüklü bir kavram…İçinde birçok yeniyi eskiyi barındırıyor. Analog, dijital, tekil yaşam, kolektif yaşam, cesaret, girişim gibi…  

Giderek eve kapandığımız, sosyal medyaya bağımlı yaşadığımız, online yorumları okumadan, tek başımıza veya arkadaşlarımızla rastgele bir yerler keşfedemediğimiz bir hale gelmiştik. 

Yeniköy’de veya başka bir semtte, mahalledeki tek katlı masalsı çiçek evinde caz konserinden sonra belki bir buket çiçek alıp eve gidecektik. Akşamüstü yürüyüşünden sonra kahvemizi mahallenin süper havalı bisikletçisi ve kahvecisinde içecek, belki de artık spor olarak sahilde düzenli bisiklete binme kararı alacaktık. Caz konseri bahanesiyle hiç haberdar olmadığımız kitapçıda konseri izleyip, çıkışta minik hediye alternatiflerine bakacaktık. Yeni bir müzisyen ile tanışacaktık. Belki de yaşımızı hiç düşünmeden bir enstrüman çalmayı öğrenmeye heveslenecektik. Kim bilir? İlhamın sizi nerede yakalayacağını kim bilebilir?

Mahalle kültürü, lokal yaşam bizi dar bir alana hapsedip aynı kişilere mahkûm bırakıyor gibi görünse de aslında yukarıda anlattığım dünyaları bize açan, farklı insanlarla daha rahat koşullarda tanışmamıza olanak sağlıyor diye düşünüyorum. 

 

Büyük salonlardaki konserlerin hazzı ve enerjisiyle, samimi minik mekânların enerjisi ve hazzı arasında her zaman bir fark olmuştur. Her deneyim kendi içinde bambaşka güzellikler getirir. Müzik bir mekâna bağlı değildir, müzik yaşamdadır, her yerdedir, duyabilirsiniz. Ve müzik, hiç ihtimal vermediğiniz yerlerin eşlikçisidir. Birleştirir, çoğaltır. Müzisyenlerin yaşadıkları semtlerdeki performansları, semt esnafının dükkânlarından yayılan müzik, cami, sinagog, kilise sesleri… Semtler her zaman çok iyi gizlenmiş mekânlara ev sahipliği yapar. Belki önünden 5 yıldır geçmişsinizdir ama orda bir konser olduğunu duyduğunuzda gidip görmek istersiniz. Hem mekân hem müzik sizi cezbetmiştir. Yaşadığım semtte içinde minik konserler, söyleşiler yapmak istediğim o kadar çok ev, dükkân ve farklı mekân var ki, bunların bazılarını 10 yılın sonunda yeni keşfedebildim. Nasıl keşfettim? Tabii ki ilham almak için çevremi gözlemlerken… 

 

Müzik, farklı mekânlarda çok güçlü etkiler yaratabilir. Her gün dinlediğiniz bir şarkıyı yeni ve farklı bir mekânda dinlediğinizde kulağınıza bambaşka gelebilir. Yaratıcılığı destekleyebilir, ilham olabilir size. Mekânlar, insanlar sizi aile gibi sımsıcak sarabilir. İşte bu samimiyetten doğan her şey gibi lokal düzeyde yaratıcılık, lokal üretim, semt yaşamı, lokal girişimlere yatırım ve destek, domino taşı etkisiyle daha fazla insana ulaşabilir. Cesaret verebilir, insanlar yaşadıkları bölgede, şehirde sahip olduklarını, renklerini ve değerlerini benimseyebilir, değerlendirebilir, belki biraz güncelleyerek yaşadığımız çağa uygun hale getirebilir. Görünür olabilir, kapılar ardında yaşamaktan, tek başınalıktan çıkarak birlikte yaşamaya ve üretmeye dahil olabilir. En azından bunların hepsine cesaret edebilir.

 

İnsanların konserlerde buluşacağı, sokak kahvelerinde tavla oynayıp çay içeceği, pazar günü okuyacağı kitabını sokağın köşesindeki kitapçıdan alabileceği, istediklerine hemen erişemediği durumlarda da “biraz yavaşlayalım, beklemenin zararı olmaz, hatta heyecanlıdır” diye düşünebileceği bir mahalle, bir semt düşünün…

 

Çocuklarına toprakta kirlenerek oynamalarına, sahildeki köpek ve kedilerle koşmasına da izin veren aileler, sahilde köpeği ile yürürken dönüşte bir minik tatlı yiyeceği mekânı mahalle arkadaşlarına haber veren gençler… Aniden başlayan bir müzik ve kafanızı uzatıp baktığınızda tanımadığınız birisinin size yanı başında oturacak yer göstermesi belki de…

 

Yakında hepimiz sokaklarda olacağız, mahallemiz, semtimiz, yaşadığımız her alışkanlığa, yeniliğe, kısacası her ana eminim daha farklı gözlerle bakıp, sahip olduklarımızın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anlayacağız.  Sonra biraz da şarkı söyleriz birlikte, kim bilir?

 

Check out our
i

Apparently we had reached a great height in the atmosphere, for the sky was a dead black, and the stars had ceased to twinkle.