EN TEPEYE

Yeniköy Caz Günleri

Boğaz’da Her Şey Değişmiyor

Orkun Dayıoğlu/ 16.04.2020

Boğaz, yüzyıllar boyu efsanelere, anılara, seyyahların kalemlerine konu olmuştur ve gizemi çözülmeyen birçok unsuru, olayı hatta kişileri bile bir şekilde günümüzde bile barındırıyor. Binlerce yıl öncesinden kalma dinginliği ve bir anlamda içine kapalı hali bugün aynı şekilde olmasa da, boğaz köylerine ismini vermiş olan bu dinginliği deneyimlemek hala mümkün. Bugün sözü edilen, farkında olmadan içine girdiğimiz rutinler ve “gündelik hayatın eleştirisi”nden bahsetmeden görebileceğimiz ve aslında hepimizin hayatında yeri olan birçok unsurdan hala bahsedilebilir. Bulunduğumuz çağın teknolojisi, kullandıklarımız ve gördüklerimizin çok kısa zaman içinde değişmesine tanık olsak da, hissettiklerimiz ve konuştuklarımız, bugün “gördüklerimizin” arkasında hala aynı şekilde devam etmekte.

Boğazda giden bir vapurda olduğunuzu düşünün. Vapur, kâh o sahile kâh bu sahile yanaşır ve Büyükdere’ye doğru yol aldığınız o vakit büyük manzaranın bir sürü teferruatını görürsünüz. Güzel bir havada sahilde yürüyüşe çıkmış aileler, banklarda oturan ve balık tutan insanlar, sahildeki bir camiden çıkan mahalleli, biraz ilerideki bir mekanda zaman geçirip sohbet eden insanlar ve çok daha fazlası. 1874 yılında İstanbul seyahati sırasında yaşadıklarını kaleme alan İtalyan Edmondo de Amicis’in Boğaz yolculuğuna çıktığı bir gemide gördükleri gibi; bir sedirin üstüne uzanmış bir nâzırın tütün içtiğini, zengin bir Türk evinin selamlığının denize açılan avlusunu, iki Türk kadınının bir kayığa binmesine yardım eden bir adamı, daha uzakta, altında Kur’an üzerinde derin düşünceye dalmış ihtiyar bir Türk’ün bağdaş kurup dinlendiği bir çınarla hemen tamamen örtülmüş, çitlerle çevrili ufak bir bahçeyi, setlerde toplanmış, gezintiye çıkmış aileleri ve acayip şekillerini sakin gökyüzüne çizerek tepelerden geçen deve kervanlarını gördüğü gibi.

Amicis, gemi yolculuğunda Boğaz’ın, kıyılarından ilk defa geçen yolcuyu maziye dalıp gitmekten önüne geçilmez bir şekilde alıkoyan tuhaf bir gücü olduğundan bahsediyor. Daha önce bahsettiğimiz gündelik hayat unsurlarının yanında, bugün bile çoğu özelliğini aynı şekilde hala okuyabildiğimiz Yeniköy’ü “Yüksek bir tepenin meyillerine kurulmuş, akıntının büyük bir gürültü ile kırıldığı küçük bir köy” olarak betimliyor. Dönemde hissedilenler, gerilimler, sevilenler, geçmiş veya gelecek hakkında endişe veya umutların farkılık veya devamlılığı bir yana, yer yer bahsedilen doğal güzelliklerin eşliğinde, geriye dönüp bakıldığı zaman çok uzun zaman önce gibi gelen on dokuzuncu yüzyıldaki gündelik hayatın betimlemesi bile belli unsurları ile bugünü hissettirecek niteliktedir.

“Bir Türk kahvesinin önüne oturup İstanbul’da bulunan herkesin ister istemez her gün içmek mecburiyetinde olduğu on fincan kahvenin dördüncüsünü veya beşincisini içtik. Kahve, bütün vapurlarda, berber dükkanlarında, hamamlarda, çarşılarda içilir” diye devam ediyor Amicis. “Bir köşede ocak, bir Türk ocağın üstünde küçük bakır cezveler içinde yaptığı kahveyi küçük fincanlara azar azar boşaltıyordu, zira İstanbul’un her tarafında kahve hazır bulundurulur ve bir bardak suyla getirilir. Türkler ağızlarına fincanı götürmeden evvel suyu içerler… Ahşap bir ev, oturan bir Türk, güzel bir manzara, kuvvetli bir ışık ve sessizlik…”

İstanbul, 1874, Edmondo De Amicis; (çev. Beynun Akyavaş, 2013) Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara

Check out our
i

Apparently we had reached a great height in the atmosphere, for the sky was a dead black, and the stars had ceased to twinkle.